Şimdi
Şimdi İStanbul'daki apartmanların çevresindeki iklim değişmiştir.Eskicilik yapmak istemem ama bu değişimi kıyaslamaktan kendimi alamıyorum...Bir kere 30 yıl önce apartmanların bahçesinde kesinlikle bir incir ağacı olurdu.Bu kadar çok incir ağacının olduğu başka bir şehir var mıdır bilemem..Ama o zamanlar Erenköy'de Suadiye'de Kadıköy ve Ziverbey'de apartmanların altında geniş yapraklarıyla ve ve daha olgunlaşmamış incirlerinin el yakan sütleriyle dolu koyu ve serin mekanlar olurdu...Mutlaka dörtgen kesim kiremit duvarların üzerinde oturulurken özellikle Yaz'sa insanlar siesta' ya yatardı..O da ne burası Madrid'mi demeyin gerçekten öğle uykusu zamanı vardı İstanbul'da sonra incir ağacının altında buz keser biraz sokağın ortasına gidip ısınırdınız..Geri dönüp Tercüman Çocuk okumaya devam ederdiniz...Birde o zamanlar küçük oyun kartlarında porno da vardı bunlar elden ele dolaşırken incir ağacının altında üst kattan kimse görmeden değiş tokuş oluverirdi..O zamanın pornoları şimdilerde internette rastladığımız sapıklıktan daha masumdu şüphesiz..Öyle fistingleri cameltoe'ları blowjob'ları shaved unshaved'ları bilmezdik biz gerçi herkes unshaved ve bir deri bir kemikti..Ama incir ağacının iş çıkardığı da olurdu..Yeni alınmış bir Anadol marka arabanın üzerine düşen olgunlaşmış bir incir kaportanın içine ederdi ve peder beyiniz kazıma işini size verirdi ancak adi Anadol kaportasını 10 yaşındaki bir çocuk bir iki darbede kaldırınca dayak yemekte yanınıza kar kalırdı...Dolayısıyla gerçek bir İStanbul çocuğunun eğer orospu çocuğu değilse yaşamının simgeleri incir ağacı ucu kemirilmiş oyun kağıtları haftada bir alınan Tercüman Çocuk ve kırık kiremit olduğunu söylemem gerek..Birde alamın çok sevdiği açıl susam Açıl diye bir dergi varmış ben hiç okumadım o da güzel bir çocuk dergisi olmalı...Gerçekte televizyon seslerine karışan ağır kızartma kokulu serin apartman girişlerinde de oturulurdu ancak kapıcıların daha titiz bir dönemiydi zannedersem kapı dışarı edilişimiz sık yaşanan bir olaydı...Şimdi incir ağaçlarına geri dönecek olursak bunların dipleri dümdüz olurdu ve hatta betonu bile deldiklerini gözlemleyebilirdiniz..Ama bilirsiniz ki azimle s... zaten betonu deliyor...çok fazla kaçırılan olgun incirlerdir benim çocukluğum...Yada şöyle diyeyim şimdi bir adet plastik boru bulunur ortasındaki delik 1 yada 1.5 santim olmalıdır sonra kağıttan huniler yapılır ve borudan üfleyerek etrafı nişangaha çevirebilirsiniz..Bazı adilerin bu hunilerin ucuna iğne taktıkları da oluyordu...Sünnet sonrasında iyileşip gömme işlemi için bahçeye indiğimde bunlardan birini popoma yediğimi daha dün gibi hatırlarım..Hoca iyice sapıttın demeyin...hepsi gerçek..Üstelik ergenlik yaşantım bundan daha akıllı uslu da değil...sizinki öyle mi yoksa...
Konu: ben KARTAL NUMAN
lan oğlumsiz manyakmısınız benim ismimi olut olmadık seylere niye yazıyorsunuz silin bu programı cabuk yoksa ordu gönderiyorum
Bağlantı »
Konu: oldum arsız kedi devatsizim
ben incire hep yemiş derdim yemeyince olgunlaşmazmış gibi.
Bir de çatal değnek vardı kopartmak için.
Şimdilerde inciri süpermarketlerin soğuk buzdolaplarında görebiliryorum...
Çocukluğa dokunmaktan ziyade geçmişe dokunmak hüzünlendiriyor hiç yaşamadıklarımdan sorumluyum zira.
geleceğim, geçmişim bir zaman sonra
Bağlantı »
Konu: hudâyinâbitlikten sıkılan
ne güzel..
çınar ağaçlarına gitti hafızam önce, özellikle yazlık açıkhava sinemamız geldi aklıma. nedense sanki hepsi yıkıldı etti şimdilerde bir o çınarlar duruyor ve kokusu var sokakların, kimbilir belki de ağaçlar saklıyordur..amerikan uygarlığının (üs sebebiyle) yaşandığı bir kıyı kasabasında büyüdüm ben. biz ne güzel çocuklardık ya.. bilmedi bu memleket kıymetimizi :)
yazmalısınız böyle, ufak ufak hatırlatmalısınız, ben de zaman zaman deniyorum ve çok mutlu oluyorum.
şimdiki zaman kirli, böylelikle bir parça arınıyorum.
sündürdüm değil mi? evet afedersiniz, elimden kaçtı..
Bağlantı »
Konu: g
sabahleyin zannedersem tüp bitmek üzereydi..kahvaltı için koyduğum rafadan yumurtayı tembelce halletmeye çalışırken kütüphanemi o arada şöyle biraz tırpanlayayım dedim..İhan Berk'in Kült Kitap diye bir eseri vardır ..öylesine duruyordu kaç gündür masanın üzerinde..Sayfaları karıştırırken Berk'in İbn Zerhari'den alıntıladığı ilginç bir söze takıldım"Hiçbir şey yaşam kadar şaşırtıcı olamaz.Yazı hariç"...Bu gerçek işte!..
Hatırlamakta yalnızlığın önemli bir kuralı..
Biraya gelince..Borcun olsun dostum..
Num
Bağlantı »
Konu: ...
incir ağacı... babannemin kardeşi (teyze diyorum), incir ağacı altında kestirirken, artık ne olduğunu hala bilmediğim ama hatırladığıma göre ağaçtan damlayan bir damla (cümleyi düşürmemek için çok uğraştım,affola) açık ağzından içeri girer (horlamadan uyunmaz tabi). o damla yüzünden dili şişer ve boğulma tehlikesi geçirir. her zaman olduğu gibi son anda yetişir doktora... artık o damla her neyse...
birde bir hikaye vardı, incir ağacına işemekle ilgili. garantili "çarpılma" incir ağacına işemek. kimin hikayesiydi acaba? yada roman mıydı?
borudan kağıt üflemek benim çocukluğumda da vardı. köyden şehire gelip ucundan yakalamış olsam bile, zengin olmayan apartman çocuklarının eğlencesiydi. tabi bende üflemeye başladım. ikinci kattaki bir çocuğun gözüne sokuncaya dek oku. annesi sıçtı ağzıma. kadını herkes o.ospu olarak biliyordu, cırtlaktı işte...
okudukça bu şekilde yazasım geliyor, daha yirmi yıllık yaşamı geride bıraksamda sanki çok şey birikmiş gibi. siz eşsiz bir hatırlatma ustasısınız hocam. evet birikmiş çok şey var aslında, ama yabancıdır sizlere. köy yaşamı işte...
teşekkürler hocam, bu çok içten bir teşekkürdü ona göre hocam...(samimi arkadaşım olsa ardından bira isterdim...
Bağlantı »